-MUHAMMED 20-21. ÂYETLERİ-

Muhammed 47/20

وَيَقُولُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَوْلَا نُزِّلَتْ سُورَةٌۚ فَاِذَٓا اُنْزِلَتْ سُورَةٌ مُحْكَمَةٌ وَذُكِرَ ف۪يهَا الْقِتَالُۙ رَاَيْتَ الَّذ۪ينَ ف۪ي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ يَنْظُرُونَ اِلَيْكَ نَظَرَ الْمَغْشِيِّ عَلَيْهِ مِنَ الْمَوْتِۜ فَاَوْلٰى لَهُمْۚ 

Ve yekûlu-lleżîne âmenû levlâ nuzzilet sûra(tun) fe-iżâ unzilet sûratun muhkemetun ve żukira fîhâ-lkitâlu raeyte-lleżîne fî kulûbihim meradun yenzurûne ileyke nazara-lmaġşiyyi ‘aleyhi mine-lmevt(i) fe-evlâ lehum

Süleymaniye Vakfı Meali – İnanıp güvenenler: “Keşke bir sure indirilse” derler ama hüküm bildiren (muhkem) bir sure indirilir ve içinde savaşma emri olursa içlerinde hastalık olanların ölüm baygınlığına girmiş gibi sana baktıklarını görürsün. Onlara yakışan da budur.

Muhammed 47/21

طَاعَةٌ وَقَوْلٌ مَعْرُوفٌ۠ فَاِذَا عَزَمَ الْاَمْرُ۠ فَلَوْ صَدَقُوا اللّٰهَ لَكَانَ خَيْرًا لَهُمْۚ 

Tâ’atun ve kavlun ma’rûf(un) fe-iżâ ‘azeme-l-emru felev sadekû(A)llâhe lekâne ḣayran lehum

Süleymaniye Vakfı Meali – Oysa onlara düşen, boyun eğip uygun bir söz söylemektir. İş kesinleşince Allah’a verdikleri sözü yerine getirirlerse elbette faydasını görürler.

Muhammed sûresindeki bu cümleler ASIM B. BEHDELE kıraatinde yukarıda olduğu gibi bölünmüştür. Bu âyet bölünmelerinin, sonlarda kafiye oluşsun diye bölündüğü gayet aşikârdır.

Âyetlerin bu şekilde bölünmesini sorun etmeyen meâl yazarları âyete âyette olmayan kelimeler eklemeyi de sorun etmemişlerdir.

  1. âyetin ilk cümlesine verilen meal “Oysa onlara düşen, boyun eğip uygun bir söz söylemektir.” şeklindedir.

 

Oysa âyette ne “ONLARA DÜŞEN” mânâsı vermeyi gerektirecek bir kelime vardır ne de böyle bir kelimenin hazf edildiğine dair edat vardır.

FAKAT meâl yazarlarının “ONLARA DÜŞEN” mânâsını verdikleri cümle hemen bir önceki âyetin sonunda bulunmaktadır.

21.ayetin başındaki طَاعَةٌ وَقَوْلٌ مَعْرُوفٌ۠ (Tâ’atun ve kavlun ma’rûf(un) cümlesine dikkat edilirse MÜPTEDÂ var, ‘VAV’ harfi ile müptedâya bir atıf daha var yani iki tane müptedâ var AMA haber yok.

Ya da iki tane haber var, müptedâ yok.

Oysa bir önceki âyetteki فَاَوْلٰى لَهُمْ (fe-evlâ lehum) cümlesi 21. âyetin başı olarak bölünseydi hiçbir sorun olmazdı.

Sırf ses, kafiye olsun diye bu şekilde bölünen âyetler hem bir önceki âyetin sonunu çok tuhaf bir şekle sokmuş hem de bir sonraki âyetin başındaki cümleyi yarım cümle haline getirmiştir.

Ya 20. âyet şöyle olmalıydı:

Muhammed 47/20

وَيَقُولُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَوْلَا نُزِّلَتْ سُورَةٌۚ فَاِذَٓا اُنْزِلَتْ سُورَةٌ مُحْكَمَةٌ وَذُكِرَ ف۪يهَا الْقِتَالُۙ رَاَيْتَ الَّذ۪ينَ ف۪ي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ يَنْظُرُونَ اِلَيْكَ نَظَرَ الْمَغْشِيِّ عَلَيْهِ مِنَ الْمَوْتِۜ فَاَوْلٰى لَهُمْۚ طَاعَةٌ وَقَوْلٌ مَعْرُوفٌ۠  

Ve yekûlu-lleżîne âmenû levlâ nuzzilet sûra(tun) fe-iżâ unzilet sûratun muhkemetun ve żukira fîhâ-lkitâlu raeyte-lleżîne fî kulûbihim meradun yenzurûne ileyke nazara-lmaġşiyyi ‘aleyhi mine-lmevt(i) fe-evlâ lehum tâ’atun ve kavlun ma’rûf(un)

Ya da 21. âyet şöyle olmalıydı:

Muhammed 47/21

فَاَوْلٰى لَهُمْۚ طَاعَةٌ وَقَوْلٌ مَعْرُوفٌ۠ فَاِذَا عَزَمَ الْاَمْرُ۠ فَلَوْ صَدَقُوا اللّٰهَ لَكَانَ خَيْرًا لَهُمْۚ 

Fe-evlâ lehum tâ’atun ve kavlun ma’rûf(un) fe-iżâ ‘azeme-l-emru felev sadekû(A)llâhe lekâne ḣayran lehum

Ama tabi eğer böyle olsaydı iki âyetin sonunda da kafiye olmayacaktı!

Vesselâm.

Önerilen İçerikler