HARUN’UN SÖYLEDİĞİ ‘EBNA UMMİ’ İFADESİNİ ÇOK FARKLI BİR AÇIDAN ANLAMAYA ÇALIŞMAK

Kur’an’da anlatılan Musa kıssalarında Harun, Musa için iki defa ‘EBNA UMMİ’ ifadesini kullanmaktadır. Her ne kadar elimizdeki mushaflarda (Âsım kıraatinde) iki yazım arasında farklılık varsa da bu farklılık Kur’an’ın el yazmalarından değil sonradan noktalanıp harekelenmesinden kaynaklanmaktadır.

Kelimenin yazımındaki farklılığı şimdilik bir kenara bırakacak olursak ‘EBNA UMMİ’ gibi bir sözün anlaşılması epey güçtür çünkü böylesi bir kullanım oldukça sıra dışı bir kullanımdır.

Harun’un söylediği söz üzerinde bir kapalılık olduğu, ne anlama geldiği, bundan ne kastettiği tam olarak anlaşılmamaktadır. Basit bir tercümeyle ifade “ANNEMİN OĞLU” anlamına gelmektedir.

Müktesabat ulemasına göre Musa ve Harun aynı anneden doğmuş iki kardeştir. Böyle olmalarına rağmen Harun’un kendi öz kardeşine neden “annemin oğlu” dediği sorusu ise şu şekilde cevaplandırılmıştır:

Ye’bne ümme (Ey anamın oğlu!) ifadesi tıpkı [fetha üzere mebnî] hamse- te ‘aşera ifadesine benzetilerek fetha ile okunduğu gibi [ümmî’deki] izâfet Ya’sının atıldığı gerekçesiyle kesre ile Ye’bne ümmi şeklinde de okunmuştur. İzafet Ya’sı ile ye’bne ümmî şeklinde ve Hemze ve Mim’in kesresi ile ye’bne immi şeklinde de okunmuştur. Hârûn Aleyhisselâm’ın Musa Aleyhisselâm’ın ana-baba bir kar- deşi olduğu söylenir. Bu doğru ise, o zaman “anamın oğlu” demesinin se- bebi, aynı karnı paylaştıklarına [karındaş/kardeş olduklarına] işaret etmektir ki bu durum şefkat ve rikkati daha çok celbeder ve ifası gereken kardeşlik hakla- rını daha da önemli hale getirir. Ayrıca Musa Aleyhisselâm’ın annesi mümindi. Hârûn bu yüzden, Musa’nın ona nispetini öne çıkarttı. Ayrıca, evladı için nice korku ve zorluklara katlanan da oydu. İşte Hârûn Aleyhisselâm, annesinin hak- kını bu sebeple hatırlatmış olmalıdır. 

(ZEMAHŞERİ / EL KEŞŞAF / c.2.s.990)

Bu ve diğer müfessirlerimize göre Harun’un “annemin oğlu” demesinin sebebi şefkat ve rikkati celbetmek içindir.

Doğrusunu söylemek gerekirse Araplar içinde ve tüm tarih boyunca aynı anne ve babadan olan kardeşlerin birbirlerinin şefkat ve rikkatini celbetmek için aralarında “annemin oğlu” şeklinde bir hitabı kullanan ikinci bir örneği göstermek mümkün değildir.

Kaldı ki Harun bir resuldür ve soyun anneye değil de babaya atfen olması gerektiğini herkesten daha iyi bilmektedir. Onun sırf şefkat ve rikkat celbetmek için böylesi bir ifade kullandığını söylemek çok büyük bir hezeyan olacaktır. Çünkü “annemin oğlu” ifadesi eğer her ikisi de aynı anne ve babanın çocukları ise yanlış anlaşılmaya son derece müsait bir ifade olacaktır.

Bu ifadeden yola çıkarak Harun ve Musa arasındaki soy bağının anne bir ama baba ayrı olduğu şeklinde bir yargıya varabilir miyiz?

Genel kullanıma bakarsak ‘Ebna Ummi’ ifadesinden böyle bir kanıya varmamız mümkün değildir. Çünkü eğer böyle olsaydı Harun’un söylemesi gereken söz ‘Ebna Ummi’ değil ‘EHUL UMMİ’ olması gerekirdi.

‘EBNA UMMİ’ ifadesi Musa ve Harun’un “annede” ortak ama kardeş olmadıklarını göstermektedir. Peki hem annede ortak hem de kardeş olmamak nasıl mümkündür? Bu sadece aynı anneden süt emmekle mümkündür.

Fakat yine genel kullanıma göre eğer Harun Musa’nın kendisinin süt kardeşi olduğu söylemek isteseydi söylemesi gereken söz ‘Ebna Ummi’ değil “ أَخٌ فِي الرَّضَاعَةِ (‘ehu fi’r radaati’) veya أَسْنَان لَبَنِيَّة  (‘ESNANİ LEBENİYYET’) gibi ifadeler olması gerekirdi. Harun bunları da söylememiş, neredeyse dilde hiç kullanımı olmayan ve tarihte de eşine ve benzerine rastlanması imkansız olan bir ifadeyi yani ‘EBNA UMMİ’ ifadesini seçmiştir.

Bunun sebebi nedir?

Harun’un böylesine nadir bir ifade kullanma sebebini anlamak için (kanaatimce) olaya bambaşka bir cepheden yaklaşılması gerekmektedir. Her şeyden önce Kur’an’da bize tanıtılan Harun’un hangi özelliklerinin ön plana çıkarıldığına göz atmak gerekmektedir. Elbette ki Harun’un birçok özelliği anlatılmıştır ama ben konumuzla ilgili olan özelliğine dikkat çekmek istiyorum. Daha sonra ön plana çıkarılan bu özellik ile özelliğe konu olan şey arasındaki bağı anlamaya çalışacağım.

Yüce Allah Musa’yı elçi olarak seçtiğinde Musa’nın bu görevi yüklenmek için pek istekli davranmadığı, olur olmaz sebepler ileri sürerek ayak dirediği Taha-Kasas-Şuara surelerinde uzunca anlatılmaktadır.

En sonunda Musa görevin kendisine değil de kardeşi Harun’a tevdi edilmesini bile istemektedir.

Kasas 28/34

وَاَخ۪ي هٰرُونُ هُوَ اَفْصَحُ مِنّ۪ي لِسَانًا فَاَرْسِلْهُ مَعِيَ رِدْءًا يُصَدِّقُن۪يۘ اِنّ۪ٓي اَخَافُ اَنْ يُكَذِّبُونِ

Veeḣî hârûnu huve efsahu minnî lisânen feersilhu me’iye rid-en yusaddikunî innî eḣâfu en yukeżżibûn(i)

SV Meali – “Kardeşim Harun… Onun konuşması benden güzeldir. Onu, beni onaylayan bir yardımcı olarak gönder. Beni yalancı sayarlar diye korkuyorum.”

Şu’arâ 26/13

وَيَض۪يقُ صَدْر۪ي وَلَا يَنْطَلِقُ لِسَان۪ي فَاَرْسِلْ اِلٰى هٰرُونَ

Veyadîku sadrî velâ yentaliku lisânî feersil ilâ hârûn(e) 

SV Meali – Benim göksüm daralır, dilim tutulur; sen Harun’u elçi yap.

Musa Harun’u isterken özellikle onun LİSAN açısından kendisinden daha FASİH olduğunu ön plana çıkarmaktadır. Peki bu ne anlama gelmektedir?

Yine Kur’an’da geçen Musa kıssalarından biz şunu biliyoruz ki Musa’nın özellikle konuşma açısından bir problemi vardır.

Bu problem her ne olursa olsun Harun’un özellikle LİSAN açısından Musa’dan daha fasih olduğu gayet açık bir şekilde anlaşılmaktadır. O halde şöyle bir soru soralım: “LİSAN AÇISINDAN FASİH OLMAK NE ANLAMA GELİR?”

Fesahat konusu bir lisanın en önde gelen ve en önemli konularından biridir. Bütün BELAGAT üstatları fesahat konusunu her zaman belagatin en önüne koymuşlardır. Fesahat üç şekilde anlaşılmalıdır:

  1. KELİMELERİN FESAHATI … Bir kelimenin fasih olması için, onun; “tenafur-i huruf”tan, kıyas’a aykırı olmaktan, garabetten ve kulağa hoş gelmemekten salim olması, gramer kurallarına uygun olması, edebiyatçılar tarafından çok kullanılması, HALK TARAFINDAN FAZLA KULLANILMAYAN bir söz olması gerekir. 
    • TENAFURİ HURUFAT … Konuşanın diline ağır gelen, dinleyicinin kulağına hoş gelmeyen ve kelimenin telaffuzunu güçleştirmeye sebep olan bazı harflerin bir kelimede toplanması.
    • KIYASA AYKIRI OLMASI … Kelimenin dilbilgisi kaidelerine aykırı olmasıdır.
    • GARABET … Manası herkes tarafından bilinmeyen ve kullanılması alışkanlık haline gelmeyen bir kelimenin kullanılması.
    • KULAĞA HOŞ GELMEMEK … Kelimenin kaba olması ve dinleyiciyi nefret ettirmesi (mesela; öldü-geberdi).
  2. CÜMLENİN (kelamın) FESAHATI … Cümlede bulunan kelimelerin fasih olmalarıyla birlikte tenafüri kelimattan, za’fı teliften, lafzi ve manevi tekidden, peşpeşe yapılan izafetten, ard arda gelen sıfatlardan salim olmasıdır. Başka bir ifadeyle; kelimeleri basit, manaları açık, dizimi mükemmel, lafızları birbiriyle uyumlu, kelimeleri fasih, tiksindirici ve yapmacıklıktan uzak, sarf ve nahiv kurallarına aykırı olmayan kelime ve terkiplerinde Arapça olma konumundan çıkmayan sözler.
    • TENAFURİ KELİMAT … Bazı kelimelerin yan yana gelmesi ile kulağı ve dili rahatsız etmesi, dile ağır gelmesi, telaffuzun zorlaşması.
    • ATIFSIZ FİLLERİN ARDARDA GELMESİ … Birçok fiili aralarına atıf koymadan getirmek (özellikle emir fiillerde). 
    • ZA’FI TELİF … Bir sözün bilinen nahiv kurallarına aykırı olması. Mesela bir zamirin mercisinden önce gelmesi gibi. 
    • TE’KİD … Sözün kast olunan manayı ifade etmekten uzak olması ve kastedilen manayı açık değil de gizli bir şekilde ifade etmesi. 
      • LAFZI TEKİD … Bazı lafızların öne geçirilmesi, bazılarının sonraya bırakılması veya lafızları birbirinden ayırmak suretiyle lafzın kast olunan manayı ifade etmemesi.
      • MANEVİ TEKİD … Kendisinden ne kastedildiği anlaşılmayan bazı mecaz ve kinayelerin kullanılması.
    • TEKRARIN ÇOKÇA YAPILMASI … Bir cümlede, bir kelimenin kastedilen mananın anlaşılmasını zorlaştıracak şekilde veya zihinde faydası olmadığı halde birkaç defa tekrarlanmasıdır. 
    • ZİNCİRLEME İSİM TAMLAMASININ OLMASI … İzafet terkiplerinin birkaç tanesinin peş peşe zikredilmesidir. 
    • SIFATLARIN PEŞ PEŞE GELMESİ … Bir ibarede birkaç sıfatın artarda zikredilmesinden doğan fesahat arızasıdır.

Buraya kadar anlattıklarımız 

  1. KELİMENİN FESAHATİ 
  2. CÜMLENİN FESAHATI 

hakkındaydı. Bunlarla birlikte bir de MÜTEKELLİMİN yani KONUŞANIN FESAHATI vardır. Konuşanın fesahati bir konuşmacının kelimelerinin ve cümlelerinin az önce saydığımız kurallara göre olmasıdır.

Buna göre eğer Musa Harun için ‘EFSAH MİNNİ’ ifadesini kullanıyorsa bu; 

  1. MUSA VE HARUN’UN FASİH OLMADA ORTAK OLDUĞUNU
  2. HARUN’UN MUSA’DAN DAHA FASİH OLDUĞUNU 

gösterir. 

Parantez içi bir cümle olarak şunu da belirtmeliyim … Musa’nın kullandığı ‘HUVE EFSAHA MİNNİ’ cümlesinde altı çizilmesi gereken şey MUSA’NIN DA FASİH OLMASIDIR. Çünkü ism-i tafdil’ler SIFATTA ORTAK OLAN İKİ ŞEYDEN BİRİNİN O SIFATTA DİĞERİNDEN DAHA ÇOK OLDUĞUNU GÖSTEREN KELİMELERDİR.

Parantezi kapatıp ‘EBNA ÜMMİ’ ifadesine dönecek olursak Harun lisan açısından EFSAH olan biridir. Bu yüzden kullanacağı kelimeler hem yukarıda saydığımız menfi özelliklerden ari olacak hem de yukarıda saydığımız iyi özelliklere sahip olacaktır. Aslında sırf bu bile Kur’an’da Harun tarafından söylenen tüm cümlelerin FESAHAT açısından Musa’nın söylediği cümlelerden nasıl daha fasih olduğunu araştırmayı gerektirmektedir. Ama bu uzun bir çalışmadır. Konumuz ‘EBNA ÜMMİ’DİR.

Az önce bir sözün fasihliği ile ilgili şöyle bir kural belirtilmişti: HALK TARAFINDAN FAZLA KULLANILMAYAN BİR SÖZ OLMASI.

Musa ve Harun süt kardeştir. Arapçada “süt kardeş” ifadesinin genel kullanımlarının ‘EHU FİR RADAATİ’ veya ‘ESNANİ LEBENİYYE’ olduğunu az önce belirtmiştim. ‘EBNA UMMİ’ ifadesi ise süt kardeş anlamının EN FASİH ŞEKİLDE DİLE GETİRİLMESİDİR.

Bu ifadeyi Harun’un kullanması ise sütü emilen annenin Harun’un annesi değil de Musa’nın annesinin olduğunun kolayca anlaşılmasıdır.

Çünkü Musa hiçbir yerde Harun’a ‘ebna ümmi’ dememiştir. 

Eğer deseydi ne olurdu? 

HARUN’U DIŞLAMIŞ OLURDU.

İkisini emziren anne Musa’nın öz annesi olduğu ve bu bağın hiçbir zaman değişmeyeceği aşikardır. Böyle olmasına rağmen Musa Harun’a ‘ebna ümmi’ deseydi bu söz “HARUN HADDİNİ BİL! BU ANNE BENİM ANNEM, SEN SADECE ANNEMİN EMZİRDİĞİ ÇOCUKSUN.” anlamına gelirdi.

Harun’un söylemesi ise “MUSA BİLİYORUM, SENİNLE ÖZ KARDEŞ DEĞİLİZ AMA AYNI ANNEDEN SÜT EMDİK, BEN BU YAKINLIĞI YOK SAYMIYORUM SEN DE BU YAKINLIĞI GÖRMEZDEN GELME.” anlamındadır.

Yani çok fasih bir ifadedir.

Harun’un Musa’ya göre daha fasih olduğunun tam olarak anlaşılması Kur’an’da Harun’a atfen ve Musa’ya atfen geçen sözlerin kıyası ile mümkündür.

‘AHİ HARUN’ ile ‘HARUN AHİ’ arasındaki fark şöyledir:

‘AHİ HARUN’… “HARUN OLAN KARDEŞİM”

‘HARUN AHİ’ … “KARDEŞİM OLAN HARUN”

Hatırlanacağı üzere ben hep Kur’an’da geçen resul isimlerinin aslında isim olmadığını, bunların hepsinin tanım olduğunu söylemiştim… İşte ‘AHİ HARUN’ ifadesi de bunun delillerinden biridir.

Vesselam.

Önerilen İçerikler