Â’râf 7/11

وَلَقَدْ خَلَقْنَاكُمْ ثُمَّ صَوَّرْنَاكُمْ ثُمَّ قُلْنَا لِلْمَلٰٓئِكَةِ اسْجُدُوا لِاٰدَمَۗ فَسَجَدُٓوا اِلَّٓا اِبْل۪يسَۜ لَمْ يَكُنْ مِنَ السَّاجِد۪ينَ

Velekad ḣaleknâkum śümme savvernâkum śümme kulnâ lilmelâ-iketi-scudû li-âdeme fesecedû illâ iblîse lem yekun mine-ssâcidîn(e)

Ali Bulaç meâli –  Andolsun, biz sizi yarattık, sonra size suret (biçim-şekil) verdik, sonra meleklere: ‘Adem’e secde edin’ dedik. Onlar da İblis’in dışında secde ettiler; o, secde edenlerden olmadı.

Bu âyette geçen صَوَّرْنَاكُمْ (savvernâkum) kelimesi tüm meâllerde “şekil verdik, biçim verdik” şeklinde çevrilmiştir. Kimi meâller ise (meselâ Elmalılı) fiili mastara çevirerek “suret verdik” şeklinde kelimeye anlam vermişlerdir. Oysa âyet zaten خَلَقْنَاكُمْ (halaqnakum) -sizi yarattık-ifâdesiyle başlamaktadır. Yaratılan herhangi bir şeyin şekilsiz veya biçimsiz veya sûretsiz olması zaten mümkün değildir. Yaratılan bir şeyin şeklinin, biçiminin veya sûretinin olmaması demek, ‘o şey yaratılmamış’ demektir.

Âyete dikkat edilirse; خَلَقْنَاكُمْ (halaqnakum) kelimesinin ardından, anlatılan olaylarda sıralama veya öncelik-sonralık bildiren ثُمَّ (śümme) edatı gelmiştir. Yani bu şu demektir; خَلَقْنَاكُمْ (halaqnakum) fiili önce olmuş, bu fiilin ardından ise صَوَّرْنَاكُمْ (savvernâkum) bu fiil olmuştur. Âyetin başında gelen خَلَقْنَاكُمْ (halaqnakum) fiili î’râb açısından başlı başına bir cümledir.

خَلَقْنَا: (halaqna) fiil+fail 

Türkçesi yüklem-özne/kelimenin sonundaki نَا (na) harfleri “biz” anlamına gelen muttasıl (bitişmiş) zamirdir. 

 كُمْ: (kum) Mefulü bih.

Bu kelime “sizi yarattık” demektedir. Bu ifâde “siz” denilenlerin varlık olarak “siz” şeklinde tanımlanmasını gerektirecek tüm süreçlerin bitirilmesi anlamına gelmektedir. Yoksa şekilsiz/biçimsiz/sûretsiz olan bir şeye “siz” denmesinin hiçbir karşılığı olmayacaktır. Dolayısıyla hemen bundan sonra gelen صَوَّرْنَاكُمْ (savvernâkum) kelimesinin anlamı hiçbir şekilde “size biçim/şekil/sûret verdik” şeklinde olamaz. Çünkü zaten “yaratmak” demek bir şekil / biçim / suret meydana getirmek demektir. 

Âyette fiil olarak geçen صَوَّر (savver) kelimesini mastara çevirerek “suret verdik” şeklinde bir anlam vermek zaten saçmadır. Çünkü; suret (صورة) kelimesi zaten صَوَّر (savver) fiilinin hem de sülâsî mücerret kökünün mastarıdır. Oysa kelime âyette “tef’il babından” bir fiil olarak gelmektedir. Türkçede “sûret verdik” ifâdesinin Arapçadaki karşılığı صَوَّرْنَاكُمْ (savvernâkum) ifâdesi değil, اَتَيْنَاكُمْ صُورة (ateynakum sureten) ifâdesidir.

Âyetin meâllerinde geçen; “Sizi yarattık sonra biçim/şekil/sûret verdik.” şeklindeki anlamlar ne zihinde ne de hakikatte herhangi bir karşılık oluşturmamaktadır. Yaratıldığımızda biçim/şekil/sûret sahibi değildik de sonradan bize biçim mi verildi? Madem bize sonradan şu an sahip olduğumuz sûretler verildi, o hâlde “sizi yarattık” denildiğinde biz ne haldeydik? 

Âyetteki   صَوَّرْنَاكُمْ (savvernâkum) kelimesine “biçim/şekil verdik” şeklinde bir anlam verilmesi hemen öncesindeki خَلَقْنَاكُمْ (halaqnakum) fiilini anlamsız hâle getirmektedir.

Bu karışıklık صَوَّرْنَاكُمْ (savvernâkum) kelimesine verilen anlamlardan kaynaklanmaktadır. Çünkü Türkçedeki “biçim/şekil” kelimelerinin karşılığı bu kelime değil, Kur’an’da da geçen هَيْـَٔةِ (hey’et) kelimesidir. Hemen belirtelim ki Türkçede kullandığımız “şekil” kelimesi de Arapça (شكل) bir kelimedir. Bu açıdan üçü de Arapça olan “şekil, hey’et, sûret” kelimelerinin hiçbiri diğerinin karşılığı değil, üç ayrı kelimedir.

Vesselam.

Katılımcı: halaqa‘ya “oluşturma” anlamı vermek mümkün mü?

R.D.: “Oluşturmak” ifâdesi kelimenin anlamını ifade etmede eksik kalıyor, yani yetmiyor. 

Bir şeyi örneği olmaksızın oluşturmaya da halaqa deniyor, var olan bir şeye biçim vermeye de halaqa deniyor, yalan uydurmaya da halaqa deniyor, bir şeyi belli bir sınıra, şekle, biçime sokup o halde devam etmesini sağlamaya da halaqa deniyor.

‘halaqa’ fiilinin anlamı ile alakalı en çarpıcı âyet şudur:

Sâffât 37/11

فَاسْتَفْتِهِمْ اَهُمْ اَشَدُّ خَلْقًا اَمْ مَنْ خَلَقْنَاۜ اِنَّا خَلَقْنَاهُمْ مِنْ ط۪ينٍ لَازِبٍ

Festeftihim ehum eşeddu ḣalkan em men ḣalaknâ(c) innâ ḣalaknâhum min tînin lâzib(in) 

Bu âyette halaqa kelimesi 3 defa geçmekte.

Bununla ilgili bir meâl örneği de verelim:

Bayraktar Bayraklı meâli – Şimdi onlara sor: “Yaratılış bakımından kendileri mi daha zor, yoksa bizim yarattıklarımız mı?” Biz onları yapışkan bir çamurdan yarattık.

İşin içinden çıkamayan meâl yazarlarının saçmaladığına dair bir örnek daha verelim:

Diyanet İşleri meâli (Eski) – Allah’a eş koşanlara sor: Kendilerini yaratmak mı daha zordur, yoksa Bizim yarattığımız gökleri yaratmak mı? Aslında Biz kendilerini özlü ve yapışkan çamurdan yaratmışızdır.

Âyette ‘GÖKLER’ diye bir kelime yok! 

‘halaqa’ fiilinin MEN ile gelmesi çok önemli.

YARATILIŞÇA ONLAR MI DAHA ŞİDDETLİ YOKSA BİZİM YARATTIĞIMIZ (AKILLI VE İRÂDELİ) KİMSE/LER Mİ?

Onları yaratan başka biriymiş gibi… Bu âyette HALAQA fiiline hangi anlamı verirseniz verin yerine oturmuyor.

Edip Yüksel meâli – Sor onlara, “Yaratılış bakımından onlar mı daha çetin, yoksa bizim yarattıklarımız mı?” Onları yapışkan bir balçıktan yarattık.

Mustafa İslamoğlu meâli – ONLARDAN şu sorunun cevabını iste: “Yaratılış açısından, o (şeytanlık yapa)nlar mı daha güçlü ve kudretli, yoksa yarattığımız (insan) mı?” Açık gerçek şu ki, (insanları) yapışkan bir balçık türünden yaratan Biziz.

İnsanı yaratan başka, ONLARI (??) yaratan başka oluyor!

Mü’minûn 23/14

ثُمَّ خَلَقْنَا النُّطْفَةَ عَلَقَةً فَخَلَقْنَا الْعَلَقَةَ مُضْغَةً فَخَلَقْنَا الْمُضْغَةَ عِظَامًا فَكَسَوْنَا الْعِظَامَ لَحْمًاۗ ثُمَّ اَنْشَأْنَاهُ خَلْقًا اٰخَرَۜ فَتَبَارَكَ اللّٰهُ اَحْسَنُ الْخَالِق۪ينَۜ

Śumme ḣaleknâ-nnutfete ‘alekaten feḣaleknâ-l’alekate mudġaten feḣaleknâ-lmudġate ‘izâmen fekesevnâ-l’izâme lahmen śümme enşe/nâhu ḣalkan âḣar(a)(c) fetebâraka(A)llâhu ahsenu-lḣâlikîn(e)

Ali Bulaç meâli – Sonra o su damlasını bir alak (embriyo) olarak yarattık; ardından o alak’ı (hücre topluluğu) bir çiğnem et parçası olarak yarattık; daha sonra o çiğnem et parçasını kemik olarak yarattık; böylece kemiklere de et giydirdik; sonra bir başka yaratışla onu inşa ettik. Yaratıcıların en güzeli olan Allah, ne yücedir.

Mustafa İslamoğlu meâli – daha sonra, o hayat tohumundan döllenmiş hücreyi yarattık; hemen sonra döllenmiş hücreden cenini yarattık; ve ceninden de kemikleri yarattık; en sonunda kemiklere kas giydirdik; sonuçta, onu bağımsız bir varlık olarak inşâ ettik: işte her şeyi en güzel şekilde yaratan Allah’ın şanı böyle yücedir!

https://www.kuranmeali.com/AyetKarsilastirma.php?sure=23&ayet=14

ŞİMDİ SORUYORUM… Tüm meâllerde “Yaratıcıların en güzeli olan Allah pek yücedir.” 

Bu cümleden Allah’tan başka YARATICILAR olduğu çıkmıyor mu?

Bakın; bizi Kur’an’ın genetiği ile suçlayan M.İ. âyetteki cümleyi nasıl çevirmiş: “…İşte her şeyi en güzel şekilde yaratan Allah’ın şanı böyle yücedir.”

‘HALAKA’ kelimesi, önündeki kelimeye göre anlam kazanır… YALAN veya İFK de olmayan bir şeyi ortaya koymak demektir. Çünkü aslı olmayan şeye yalan denir. Yani YOKKEN var edilir.

M.İ âyette ‘AHSENUL HALİKİN’ şeklinde geçen ifadeye “…İşte her şeyi en güzel şekilde yaratan Allah’ın şanı böyle yücedir.” mânâsı vermiş… YANİ GENETİK İLE OYNAMIŞ!

Katılımcı: ‘ahsenel halikun’ ifâdesi bu haliyle başka haliqler olduğunu kabul eden bir ifadedir, atıflara verilen cevap olmaz.

R.D.: kaldı ki ‘EN GÜZEL YARATAN’ ifadesi de ‘başka yaratıcılar var’ anlamına gelir… Çünkü AHSEN kelimesi ism-i tafdildir. İsm-i tafdiller SIFATTA BENZERLER ARASINDA olur. Yani, eğer AHSENUL HALİKİN varsa HASENUL HALİKİN de var demektir.

EĞER KARŞIMIZDAKİ METNE SADIK KALACAKSAK… Karşımızdaki metin basbayağı başka yaratıcıların da olduğunu söylüyor… Yorumla, felsefeyle veya başka bir yolla durumu kurtarma çabaları çözüm getirmekten ziyade sorunu daha da büyütecektir ki zaten büyütmüştür.

Sözünüze “Ahsenelhâlikîn; en güzel yaratıcı demektir.” şeklinde başlarsanız; 

1- muzaf muzafun ileyh olan bir ifadeyi SIFAT MEVSUF yapmış olursunuz. 

2- İsmi tafdil olan bir kelimeyi de ismi tafdil olmaktan çıkarıp unvan yapmış olursunuz.

3- Yorumla gramer kuralları boşa çıkarılmaz.

4- Eğer bir söz asıl anlamından çıkarılıp başka bir şekle sokularak anlaşılacaksa O SÖZÜ SÖYLEYEN SÖZ SÖYLEMESİNİ BİLMİYOR demek olur.

5- Kelimeleri ve gramer kurallarını yıkarak bir şeyi açıklamaya çalışmak “açıklamak” değil, “tahrif” olacaktır.

Mü’minûn sûresinde geçen halaqa kelimesinin insanın yaratılması bağlamında geçtiğine dikkat edelim. Her söz bağlamıyla anlam kazanır… Mü’minûn sûresinde bahsedilen konu içerisinde geçen halaqa kelimesi insan için kullanılır mı?

Bir kere İLKEyi kesin belirleyelim… KARŞIMIZDAKİ METNE SADIK KALACAK MIYIZ? KALMAYACAK MIYIZ?

Sadık kalacaksak…

 اَحْسَنُ الْخَالِق۪ينَۜ (ahsenu-lḣâlikîn) ifadesi;

1- İZAFET TERKİBİ Mİ? 

2- AHSEN KELİMESİ İSMİ TAFDİL Mİ?

Bu âyette insanın yaratılmasından bahsediliyor mu? Yani فَتَبَارَكَ اللّٰهُ اَحْسَنُ الْخَالِق۪ينَۜ (fetebâraka(A)llâhu ahsenu-lḣâlikîn) bu sözü kendisinden öncesine isnad etmeyeceğiz mi?

Bu arada hemen belirteyim; Âsım kıraatinde الْخَالِق۪ينَۜ (elḣâlikîn) şeklinde geçen kelime el yazmalarında şöyle geçiyor: 

Âsım kıraatindeki iştikakı (noktaları) doğru varsaysak; 

خلقين HALAQA kelimesinin sülâsî mücerred kök anlamlarına göre AHSENUL HALİKİN kelimesine verilebilecek anlamlar şu şekildedir:

UYARI: Hangi anlamı seçerseniz seçin, seçtiğiniz anlamın kelimenin geçtiği yerlere bir KIYAS olacağını unutmayın.

1- ALLAH ÖLÇÜ KOYANLARIN EN İYİSİDİR.

2- ALLAH ORANLAYANLARIN EN İYİSİDİR.

3- ALLAH TAKDİR EDENLERİN EN İYİSİDİR.

4- ALLAH YOKKEN VAR EDENLERİN EN İYİSİDİR.

5- ALLAH ŞEKİL VERENLERİN EN İYİSİDİR.

6- ALLAH ÖRNEĞİ OLMAKSIZIN YARATANLARIN EN İYİSİDİR.

7- ALLAH ESKİTENLERİN EN İYİSİDİR.

8- ALLAH YIPRATANLARIN EN İYİSİDİR.

9- ALLAH DÜZELTENLERİN EN İYİSİDİR.

Bunlar HALAQA fiilinin sülâsî mücerred kök anlamlarına göredir.

Şimdi, ifâdeye baktığımızda اَحْسَنُ الْخَالِق۪ينَۜ (ahsenu-lḣâlikîn) ifâdesinin izafet terkibi olduğu ve ‘ahsen’ kelimesinin de ism-i tafdil olduğu gayet açık.

Diyelim; HALİKİN ifadesini “ölçü koyanlar/ şekil verenler / oranlayanlar / takdir edenler” olarak aldık… O zaman şu soruya da cevap vermek zorundayız:

EL HALİKİN الْخَالِق۪ينَۜ ifadesi marife bir kelimedir. Bu kelime neden marife? 

Ahd-i zikri? Ahd-i zihni? Ahd-i huduri? İstiğrak? Zaid? İsm-i mevsul?

Hangisi? Ya da CİNS için mi?

Bunlara göre o el takısı şu anlamları katar:

1- AHD-İ ZİHNİ: BİLDİĞİNİZ HALİKİNLERİN EN İYİSİ

2- AHD-İ ZİKRİ: DAHA ÖNCE BAHSİ GEÇEN HALİKİNLERİN EN İYİSİ

3- AHD-İ HUDURİ: SADECE BU OLAYLA SINIRLI OLARAK HALİKİNLERİN EN İYİSİ

4- İSTİĞRAK: KÜNHÜNÜ BİLEMEYECEĞİNİZ AMA İŞLERİNİ BİLEBİLECEĞİNİZ HALİKİNLERİN EN İYİSİ

5- ZAİD: SÖZ OLARAK BİLDİĞİNİZ AMA ANLAM OLARAK BİLMEDİĞİNİZ HALİKİNLERİN EN İYİSİ

6- İSM-İ MEVSUL: DAHA ÖNCE SİZE BİLDİRİLEN VE KENDİLERİNİ HALİKİN OLARAK TANIDIKLARINIZIN EN İYİSİ

Kelime neden marife?

Kur’an’ın herhangi bir yerinde Allah’tan başkasına yaratma anlamında HALAQA fiilinin atfedildiği birileri var mı?

Yani Kur’an’da bize el takısının anlamlarından herhangi birini karşılayacak şekilde HALİQİN olanlardan bahsedilen bir yer var mı?

EVET VAR!

Hem de anlamaya çalıştığımız, bizzat Mü’minûn 23/14 âyetinde var:

3 defa خَلَقْنَا (HALAK+NA); 1 defa اَنْشَأْنَاهُ (ENŞE’+NA) geçiyor. Başka âyetlerde de var:

El takısıyla gelmesi önemli değil…önemli olan HALAKA fiilini yapan 3 veya daha fazla kişilerden bahsediliyor olması… Meselâ; Mü’minûn sûresinde HALAKNA diyor… Bunu ism-i faile çevirirsek karşılığı EL HALİKUN oluyor.

ALİ İMRAN 49 ve MAİDE 110 da İSÂ için geçiyor. 

Diğer geçtiği âyetler ise şunlar: EN’ÂM 94; Â’RÂF11, 181; HİCR 26, 27; HİCR 85; İSRÂ 70; KEHF 48; MERYEM 67; TÂ-HÂ 55; ENBİYÂ 16; HAC 5; MÜ’MİNÛN 12, 14, 17, 115; FURKÂN 49; YÂSÎN 42, 71; SÂFFÂT 11, 150; SÂD 27.

Bu âyetlerdeki iştikak, hareke ve î’râba göre basbayağı; Allah’tan başka, kendilerine ‘BİZ’ diyen HALİKUNlar var.

Ee tabii ki, hemen “ALLAH KUR’AN’DA, BAZEN ‘BEN’ BAZEN ‘O’ BAZEN DE ‘BİZ’ diyor, siz hepsini ‘ben’ anlayın.” açıklaması devreye girecek.

Mü’minûn 23/14 âyetini aktaran da Allah, kendisine ‘BİZ’ diyen de Allah, kendisinden 3.tekil şahıs olarak bahseden de Allah oluyor. Yani HANGİ ZAMİR GELİRSE GELSİN KARŞILIĞI ‘ALLAH’!

RÂZÎ’NİN AÇIKLAMALARI:

 

KURTUBÎ’NİN AÇIKLAMALARI:

RÂZÎ, “Âyette bir TAKDİR kelimesi vardı, o HAZF EDİLMİŞ (cümleden düşürülmüş).” diyerek MESELEYİ BİR ÇIRPIDA ÇÖZMÜŞ(!)

MÜFESSİRLERİMİZİN ŞU AŞAĞIDAKİ AÇIKLAMASINI ÇERÇEVELETİP DUVARA ASMAK LAZIM:

Buraya kadar yazdıklarımdan, “Ya, bu Ramazan ne yapmaya çalışıyor? Allah’tan başka HALİK olduğunu mu söylemeye çalışıyor?” diyen olmamıştır inşallah.

Aslında en başından beri şuna dikkat çekmeye çalışıyorum. Yüce Allah’ın Kur’an’ı hakkında edindiklerimizin büyük çoğunluğu meâller üzerinden. Eğer meâlleri baz alırsak meâllerden Allah’tan başka yaratıcı olduğu da çıkar, Allah’tan başka ilâhlar olduğu da çıkar, reenkarnasyon da çıkar mecusiliğe, hıristiyanlığa, yahudiliğe de yol çıkar! Dahası; eğer Âsım kıraatini Kur’an kabul edersek elimizdeki meâllerden öteye bir şey elde edemeyiz.

Önerilen İçerikler