بسم الله الرحمنِ الرحيم

İNSAN “DÜŞÜNEN CANLI” MIDIR?

-İnsanın mahiyetine dair bir itiraz-

“İnsan düşünen/konuşan canlıdır.” (‘el-insânu hayevânun nâtık’) şeklindeki tanımın, insanın mahiyetini gerçekten ifade edip etmediği üzerinde durmak gerekir. Bu tanımla, insanı diğer canlılardan ayıran temel unsurun “konuşması” veya “düşünmesi” olduğu ortaya konulur.  “Konuşmak” veya “düşünmek”, insanın mahiyetinde (cevherinde) olan şeyler değil, ona sonradan eklemlenen arazlardır. Çünkü insan bir dil olmadan konuşamaz, akledemez ve düşünemez. “Dil” ise insanın mahiyetinde bulunmaz; sonradan insana eklemlenir (araz olur). Hatta eklemlenen dilin özelliği, düşünme, akletme ve konuşma denilen şeylerin insanda farklı içerik ve şekillerde tezahür etmesine sebep olur.

Ayrıca “İnsan düşünen canlıdır.” tanımı, efradını cami değildir. Mesela hemen yeryüzündeki her hukuk sisteminde, buluğ çağına erene kadar insana eda ehliyetine sahip bir mükellef sorumluluğu yüklenmez. Bunun sebebi, doğum ile buluğ arasında bulunan insanın, bir lisanı öğrenmiş olsa bile, o lisanın bünyesinde bulunan ontolojik anlamların insanın kendi ontolojisinde henüz bir karşılığının olmamasıdır.

“İnsan düşünen canlıdır.” denildikten sonra, buluğa ermemiş çocuklara “düşünen canlı” muamelesi yapmamak, insan kelimesinin efradından bir kısmını çemberin dışında bırakmaktır; yani efradını cami yapmamaktır.

“Konuşmak” veya “düşünmek” denilen özelliklerin insanın doğuştan gelen mahiyetinde bulunmadığı, ispatı gereksiz açık bir hakikattir.

“İnsan konuşan/düşünen canlıdır.” tanımı, bir mahiyeti işaret etmekten daha ziyade insanın bir süreçle elde ettiği veya bir süreçle açığa çıkardığı bir durumu ifade eden bir tanımdır. Bu süreçler gerçekleşmez ise insan canlı olarak canlı olur ama asla düşünen ve konuşan olmaz.

Annesinden yeni doğan bir insan, doğar doğmaz hem insana hem de diğer canlılara ait birtakım özellikler gösterebilir. Mesela doğar doğmaz beslenmesi, tüm diğer canlılarla ortak özelliklerindendir; yediğini çıkarması, uyuması, nefes alması da öyledir. Fakat bebeklerin gülümsemesi sadece insana has bir özelliktir.

Fakat işin dramatik tarafı şudur ki, “gülümseyen bebek hem gülümsediğinin hem de ‘gülümseme’ denen şeyin ne olduğunun farkında bile değildir.”

Bu tanımın geçersiz bir tanım olduğunun ve mahiyete ilişkin bir tanım olmadığının bir başka göstergesi de şudur:

Annesinden doğan bir tay, annesinden ve tüm at topluluğundan ayrı düşse, hayatı boyunca herhangi bir at görmese bile yine de at olarak kendisini gerçekleştirir. Yani bu durum, onun at olmasının önünde bir engel teşkil etmez. Yürür, koşar, şaha kalkar, kişner ve otla beslenir. Kısaca, onu at yapan tüm özelliklerini gerçekleştirebilir.

Fakat bir insan, insanlardan uzak kaldığında ve hiçbir insan topluluğu ile karşılaşmadığında, insani özelliklerinin hiçbirini gösteremez. Bir lisanı olmadıktan sonra düşünemez ve konuşamaz.

Bu durumda mahiyet olarak insanı “konuşan/düşünen canlı” şeklinde tanımlamak doğru bir tanım olmamaktadır.

Mesela “İçki sarhoş edici bir sıvıdır.” diye bir tanım yaparız ve gerçekten de içkinin mahiyetine dair bir tanımdır bu. Fakat içki asla HAKİKİ BİR VARLIK değildir; yani doğada başlı başına bir varlık olarak bulunmaz. İçki, hakiki mahiyetleri başka olan varlıkların bir forma sokularak hakikatinden farklı bir hâle getirilmesidir. Yani içkiyi içki yapan, hakiki varlıkların bir süreçle başka bir forma büründürülmesidir.

Hakiki varlıkların bir süreçle içki hâline getirilmesi gibi, insan da bir süreçle konuşan/düşünen canlıya dönüşmektedir. Yani insanın konuşan/düşünen hâle gelmesi bir süreçtir; mahiyetine ilişik bir ARAZdır.

İnsan için, mahiyeti temel alınarak bir tanım getirilecek olursa eğer, “İNSAN, LİSANI KABUL EDEBİLEN BİR CANLIDIR.” demek daha doğru olsa gerektir.

Kusursuzluk sadece Âlemlerin Rabbi Allah’ın olabileceği bir şeydir.

الحمد لله رب العلمين

Önerilen İçerikler