بسم الله الرحمنِ الرحيم
MELEKLERİN ARACILIĞI
MELEKLER, İNSAN İLE ALLAH ARASINDAKİ ARACILAR DEĞİL, ALLAH İLE İNSAN ARASINDAKİ ARACILARDIR.
Her ne ki ‘var’ ve başka ‘var’larla ilişki içindedir, o ilişkinin her zaman iki yönü vardır. Bu tıpkı bir isim cümlesindeki müptedanın başka bir cümlede haber, bir fiil cümlesinde ise fiile maruz kalan bir mefulün başka bir cümlede fail olması gibi bir şeydir. Ayetlerde mesela ‘QALELLAH…’ şeklinde başlayan cümleye cevap olarak ‘QALELMELAİKET’ gibidir. Bir diyalog varsa –ki her bir varlık kendi dışındaki her varlıkla çok farklı şekillerde mutlaka diyalog içindedir- iki yönlü ilişki de var demektir.
İki insanın karşılıklı konuşmasında sözü söyleyen özne, söze maruz kalan ise mefuldür. Söz söyleme karşıya geçince bu sefer özne olan mefule, meful olan özneye dönüşmektedir. Bu sadece sözel olarak değil, nesnel olarak da böyledir. Havayı soluduğumuzda özneyiz ama havanın vücudumuzda canlılığı sağlamasında tamamen nesneyiz. Bu örnekleri sonsuza kadar uzatmak mümkündür. İşte bu yüzden hem nesnel hem de nesnel olmayan durumların tamamında, var olanların ilişkisi daima iki yönlüdür.
Mesele “Allah-insan” ilişkisine geldiğinde, Yüce Allah’ın kendisi dışındaki varlıkları var etmesi tek yönlüdür yani hiçbir yaratılmış, ‘var olma’ açısından, Allah ile iki yönlü ilişki kuramaz.
Konu “nesneyi aşan değerler”e geldiğinde, Yüce Allah’ın da insanın da iki yönlü ilişki kurması gerekmektedir. Bu ilişkinin yönleri şöyledir:
- ALLAH’IN İNSANLA KURDUĞU İLİŞKİ
- İNSANIN ALLAH İLE KURDUĞU İLİŞKİ
İnsanın Allah ile ilişki kurması için hiçbir aracıya ihtiyaç yoktur. İnsan her an her şekilde Allah’a ulaşabilir fakat Yüce Allah’ın insana nesnel olmayan bir değer göndermesi durumunda, Allah’ın mutlak oluşu ve kurduğu varlık düzeni O’nun insana aracısız ulaşmasının önünde engeldir. Bu engel Allah’ın bunu yapamayacağından dolayı değil; insanın kendi zatıyla ulaşan MUTLAK Zat’a tahammül edemeyeceğinden dolayıdır.
İşte bu durumda “insan-Allah” ilişkisinin gereği olan “Allah-insan” ilişkisinin kurulabilmesi için sadece iki yol kalmaktadır: Ya insan Mutlak Zat’ın dengi olacak, yani mutlaklaşacak ya da Mutlak olan Zat bir şekilde mukayyete mukayyeti yok etmeden ulaşacak.
İşte melekler tam da bu ilişkinin burasında yer almaktadır yani “Allah-insan” ilişkisindeki aracılar olarak rol almaktadırlar.
Görünür alemde ‘insan’ olarak boy gösteren melekler, insan oldukları hallerini yok edip tekrar kendi boyutlarına dönebiliyorlar. İnsan böyle değildir. Mesela insan hayvana dönüşüp tekrar insan olmaya geri dönme kabiliyetine sahip değildir veya böyle bir yeteneği varsa bile onu kullanamamaktadır.
Köken tartışmasını bir kenara bırakarak Şeytan’ın Âdem’e söylediği “Rabbiniz siz şu ağaçtan ‘iki melek veya halidinlerden olun diye’ men etti.” söylemi tam da böylesi bir durumu ifade etmektedir. İnsanlaşan melek varsa, akıl, melekleşen insan da olabilir sonucuna gidebilir.
İşte bu temelden hareket edersek hem melekler hem de resuller İNSANIN ALLAH İLE ARASINDAKİ ARACILAR DEĞİL, ALLAH’IN İNSAN İLE ARASINDAKİ ARACILARIDIR.
Allah risaletini bizzat kendi Zatıyla insana ulaştırmadı, melekleri ve beşer resulleri aracılığıyla ulaştırdı.
Yönü “insandan Allah’a” veya “meleklerden Allah’a” olan bir ilişkide ise hiçbir aracı gerekmemektedir çünkü hem melek hem de insan her zaman ve her yerde hatta her şekilde Allah’a ulaşır.
Ne gariptir ki insanlık tarihinde “Allah ile insan” arasındaki aracılar olan melekler ve resuller, insanlar tarafından “insan-Allah” ilişkisinin aracıları yapılmak istendi ve hâlâ da öyledir; oysa yönü insandan Allah’a olan ilişkinin aracıya ihtiyacı yoktur.
Melekler ve beşerler ALLAH’IN İNSANA ULAŞTIĞI ARACILAR konumundan insanı Allah’a ulaştıran aracılar konumuna çekilince ister istemez onlara tanrısal özellikler yüklenmek zorunda kalınır. Bu yüzden miraca yükselen, perde gerisinden Allah ile konuşan, melekleri melek olarak gören resul inancı yerleşti.
Melekler ise insanın damarlarında dolaşan, aklını okuyan, aynı anda her yerde hazır ve nazır olan, Allah’ın etrafında O’nunla konuşan, tahtını taşıyan ve daha pek çok tanrısal özelliklere sahip varlıklar olarak görüldü. Tüm bunların altında şu gerçek yatar: Allah uzak bir Allah.
İnsan da dahil her bir şey Allah’ın ilmidir. Bu ilmin var olarak varları var etmesi ancak ve ancak Yüce Allah’ın o ilimden kendisini tenzih etmesi ile mümkündür fakat Yüce Allah’ın ilmi kendisini tenzih ettiği ilimden ibaret değildir. Onun ilmi kendisini tenzih ettiği varların ilmi kadar değildir. Varları var eden ilim, varların var olmasını sağlayan ilmin içinde sonsuzlukta bir damla bile değildir.
İşte bu yüzden varlar daima o ilme bitişiktirler ve “varların Allah’a ulaşması” diye bir mesafe yoktur fakat eğer Allah Kendisi’ni tenzih ettiği ilmi tekrar kendi Zatı’na alsa kendisi dışında hiçbir varlık artık var olarak var olamaz. Allah’ın ilminin mukayyete gücü yeter de mukayyetin Allah’ın ilminde var olmaya gücü yetmez. İşte bu yüzden varlardan Allah’a giden ilişkide ne mesafe vardır ne de Allah uzaktır.
Kusursuzluk sadece Âlemlerin Rabbi Allah’ın olabileceği bir şeydir.
الحمد لله رب العلمين